Preloader

123 High Street, London, W1, UK

Prostat Kanseri

Erkek sağlığı söz konusu olduğunda, dünya genelinde en çok konuşulan ve en sık karşılaşılan sağlık sorunlarının başında prostat kanseri gelmektedir. Özellikle ilerleyen yaşla birlikte erkeklerin korkulu rüyası haline gelen bu hastalık, günümüz modern tıp teknolojileri sayesinde artık korkulacak bir son olmaktan çıkıp, yönetilebilir ve tedavi edilebilir bir durum haline gelmiştir. Erkeklerde akciğer kanserinden sonra en sık görülen kanser türü olan prostat kanseri, erken teşhis edildiğinde yaşam beklentisi ve kalitesi üzerinde minimum etkiyle tedavi edilebilmektedir.

Nedir?

Prostat, erkek üreme sisteminin bir parçası olan, mesanenin (idrar kesesi) hemen altında yer alan ve idrar yolunu (üretra) çevreleyen ceviz büyüklüğünde bir salgı bezidir. Temel görevi, meniyi oluşturan sıvının bir kısmını üretmektir. Prostat kanseri, prostat bezindeki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan kötü huylu tümöral bir oluşumdur. Normal şartlarda hücreler belirli bir düzen içinde bölünür ve yenilenirken, kanser durumunda bu kontrol mekanizması bozulur.

Prostat kanseri genellikle yavaş ilerleyen bir yapıya sahiptir. Bu nedenle “sessiz hastalık” olarak da adlandırılabilir. Hastalığın erken evrelerinde, tümör sadece prostat bezi içinde sınırlıyken genellikle hiçbir belirti vermez. Ancak hastalık ilerledikçe idrar yapmada zorluk, idrar akışında zayıflama, sık idrara çıkma, idrarda veya menide kan görülmesi gibi semptomlar ortaya çıkabilir. Unutulmamalıdır ki bu belirtiler, iyi huylu prostat büyümesi (BPH) ile de karışabilir; bu yüzden uzman bir ürolog görüşü şarttır.

Prostat kanseri gelişiminde en önemli risk faktörü yaştır. 50 yaşın üzerindeki erkeklerde risk artarken, 65 yaş üzerinde bu oran çok daha yüksektir. Bunun yanı sıra genetik faktörler de kritik rol oynar. Ailesinde (baba, erkek kardeş gibi) prostat kanseri öyküsü olan bireylerde risk, diğer erkeklere göre katbekat fazladır. Irk, beslenme alışkanlıkları (aşırı yağlı beslenme) ve obezite de diğer bilinen risk faktörleri arasındadır.

prostat kanseri

Tanısı: PSA Testi, Prostat Füzyon Biyopsisi

Hastalığın sinsi ilerleyişi göz önüne alındığında, prostat kanseri ile mücadelede en güçlü silah erken tanıdır. Tanı süreci genellikle rutin kontroller sırasında veya şikayet üzerine yapılan incelemelerle başlar.

PSA Testi (Prostat Spesifik Antijen)

Tanılamanın ilk ve en basit adımı, bir kan tahlili olan PSA testidir. PSA, prostat bezi tarafından üretilen bir proteindir ve kan dolaşımında az miktarda bulunur. Ancak prostatta bir enfeksiyon, iyi huylu büyüme veya prostat kanseri gibi bir durum olduğunda, kana karışan PSA miktarı artış gösterir.

Yüksek PSA değeri doğrudan kanser anlamına gelmez, ancak bir şeylerin yolunda gitmediğinin en önemli işaretidir. Ürologlar, hastanın yaşına ve prostat hacmine göre belirlenen referans aralıklarını değerlendirir. Eğer PSA seviyesi şüpheli bulunursa veya parmakla rektal muayenede bir sertlik tespit edilirse, ileri tetkik aşamasına geçilir. Prostat kanseri şüphesini netleştirmek için günümüzde standart biyopsiler yerine çok daha gelişmiş yöntemler tercih edilmektedir.

Prostat Füzyon Biyopsisi (Akıllı Biyopsi)

Geçmişte yapılan standart biyopsilerde, ultrason eşliğinde prostatın rastgele bölgelerinden parçalar alınırdı. Bu durum, kanserli dokunun ıskalanmasına ve “temiz” sanılan hastalarda aslında prostat kanseri bulunmasına neden olabiliyordu. Günümüzde ise “Prostat Füzyon Biyopsisi” bu riski minimize etmektedir.

Füzyon biyopsisi öncesinde hastaya Multiparametrik Prostat MR çekilir. MR görüntüleri, prostat içindeki şüpheli ve kanser riski taşıyan odakları milimetrik hassasiyetle gösterir. Daha sonra biyopsi işlemi sırasında, bu MR görüntüleri canlı ultrason görüntüleri ile özel bir yazılım sayesinde üst üste bindirilir (füzyon). Böylece ürolog, iğneyi rastgele değil, doğrudan MR’da tespit edilen şüpheli, prostat kanseri olasılığı yüksek olan “hedef” noktaya yönlendirir. Bu yöntem, tanıdaki doğruluk oranını %95’lerin üzerine çıkarmakta ve gereksiz tekrar biyopsilerini önlemektedir.

Mikro Ultrason Füzyon Biyopsi

Prostat kanseri tanısında gelinen en son teknolojik nokta, Mikro Ultrason Füzyon Biyopsi yöntemidir. Geleneksel ultrason cihazları prostatı sadece genel hatlarıyla ve “bulanık” bir şekilde görüntülerken, Mikro Ultrason teknolojisi (29 MHz yüksek frekansı ile) dokuyu standart ultrasonlara göre 300 kat daha yüksek çözünürlükte gösterir. Bu yöntem, adeta prostatı canlı bir şekilde mikroskop altında inceliyormuşçasına detaylı bir görüntüleme sunar. İşlem sırasında Multiparametrik MR görüntüleri ile Mikro Ultrasonun sağladığı gerçek zamanlı detaylı görüntüler birleştirilir (füzyon). Böylece, sadece MR’da görülen şüpheli alanlar değil, MR’ın bile gözden kaçırabileceği çok küçük lezyonlar Mikro Ultrason sayesinde tespit edilebilir. Bu üstün teknoloji, iğnenin tam olarak kanser şüphesi taşıyan noktaya yönlendirilmesini sağlayarak, prostat kanseri teşhisindeki doğruluk oranını maksimum seviyeye çıkarır ve gereksiz biyopsi tekrarlarının önüne geçer.

Prostat Kanseri Tedavisi

Tanı kesinleştikten sonra sıra en kritik aşamaya, yani tedavi planlamasına gelir. Prostat kanseri tedavisi, hastanın yaşına, genel sağlık durumuna, kanserin evresine (yayılım durumuna) ve tümörün agresiflik derecesine (Gleason skoru) göre kişiye özel olarak belirlenir.

Tedavi seçenekleri oldukça geniştir:

  1. Aktif İzlem: Çok erken evre, yavaş ilerleyen ve düşük riskli prostat kanseri vakalarında, hemen müdahale etmek yerine hasta belirli periyotlarla (PSA ve biyopsi tekrarlarıyla) yakından takip edilir.
  2. Cerrahi Tedavi: Prostatın tamamen çıkarılması işlemidir.
  3. Radyoterapi (Işın Tedavisi): Kanser hücrelerinin yüksek enerjili ışınlarla yok edilmesidir.
  4. Fokal Tedaviler: Sadece kanserli bölgenin yok edildiği, organ koruyucu yaklaşımlardır.

Tedavi kararında hastanın yaşam beklentisi ve cinsel fonksiyon ile idrar tutma yetisinin korunması gibi öncelikleri de dikkate alınır. Günümüzde prostat kanseri tedavisinde altın standart olarak kabul edilen yöntemler, teknolojinin cerrahiye entegre edildiği robotik sistemlerdir.

Robotik Cerrahi (Radikal Prostatektomi)

Lokalize (prostata sınırlı) prostat kanseri vakalarında, kanserden tamamen kurtulmayı sağlayan en etkili yöntem cerrahidir. Prostatın tamamının ve seminal veziküllerin (meni keseleri) çıkarılması işlemine “Radikal Prostatektomi” adı verilir. Geçmişte açık ameliyatla yapılan bu işlem, günümüzde “Da Vinci Robotik Cerrahi Sistemi” ile çok daha konforlu ve başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.

Robotik cerrahi, cerrahın hasta üzerindeki bir konsoldan yönettiği robot kollar aracılığıyla ameliyatı gerçekleştirmesidir. Bu yöntemin prostat kanseri cerrahisinde sağladığı avantajlar devrim niteliğindedir:

  • 3 Boyutlu ve Büyütülmüş Görüntü: Cerrah, ameliyat sahasını 10-12 kat büyütülmüş, yüksek çözünürlüklü ve 3 boyutlu olarak görür. Bu sayede prostatın etrafındaki milimetrik sinir ağları ve damarlar net bir şekilde ayırt edilebilir.
  • Hareket Kabiliyeti: İnsan elinin bileğinden çok daha fazla dönme kabiliyetine sahip (540 derece) minik robotik kollar, dar bir alan olan leğen kemiği içinde (pelvis) cerraha büyük bir manevra alanı sağlar.
  • Sinir Koruma: Prostat kanseri ameliyatlarının en büyük korkusu olan idrar kaçırma ve sertleşme bozukluğu (erektil disfonksiyon) riskleri, robotik cerrahinin hassasiyeti sayesinde minimuma indirilir. Sinirler korunarak cinsel yaşamın devamlılığı sağlanır.
  • Hızlı İyileşme: Büyük bir kesi yerine sadece birkaç küçük delikten girilerek yapıldığı için kan kaybı azdır, ağrı minimaldir ve hastalar genellikle 1-2 gün içinde taburcu edilerek sosyal yaşamlarına dönebilirler.

Robotik radikal prostatektomi, kanserli dokunun tamamen temizlenmesi ve fonksiyonel sonuçların (idrar tutma, cinsellik) korunması açısından prostat kanseri tedavisinde bugün ulaşılan en ileri noktadır.

Ameliyatsız Prostat Kanseri Tedavisi (Robotik HIFU)

Her hasta ameliyat olmak istemeyebilir veya bazı hastaların genel sağlık durumu büyük bir ameliyatı kaldıramayabilir. Ayrıca, kanser prostatın sadece küçük bir alanındaysa, tüm prostatı çıkarmak yerine sadece hastalıklı bölgeyi tedavi etmek (fokal tedavi) mantıklı bir seçenek olabilir. İşte bu noktada, ameliyatsız prostat kanseri tedavisi olarak bilinen “Robotik HIFU” (Yüksek Yoğunluklu Odaklanmış Ultrason) devreye girer.

HIFU teknolojisi, güneş ışınlarının bir büyüteç yardımıyla tek bir noktada toplanarak kağıdı yakmasına benzer bir prensiple çalışır. Ultrason dalgaları, rektumdan yerleştirilen bir prob aracılığıyla prostat içindeki kanserli dokuya odaklanır. Odaklanan bu ses dalgaları, hedef bölgede sıcaklığı aniden 85-90 dereceye çıkararak kanser hücrelerini tahrip eder (ablasyon).

Robotik HIFU tedavisinin prostat kanseri hastaları için sunduğu benzersiz avantajlar şunlardır:

  • Kesi Yok, Kan Yok: İşlem tamamen doğal vücut boşluklarından girilerek yapılır, vücutta herhangi bir kesi açılmaz.
  • Sağlam Doku Korunur: Sadece kanserli alan hedeflendiği için prostatın geri kalanı zarar görmez. Bu da idrar kaçırma riskini neredeyse sıfıra indirir ve cinsel fonksiyonların korunma oranını çok yüksek tutar.
  • Tek Seansta Tedavi: Genellikle 1-2 saat süren tek bir seansta işlem tamamlanır.
  • Günübirlik İşlem: Hastalar genellikle aynı gün veya ertesi sabah evlerine dönebilirler.
  • Tekrarlanabilirlik: Eğer prostat kanseri nüks ederse, HIFU işlemi tekrarlanabilir veya hasta daha sonra cerrahi/radyoterapi gibi diğer seçeneklere yönelebilir. HIFU, gelecekteki tedavi seçeneklerinin önünü kapatmaz.

Yaşam Tarzı Önerileri

Prostat kanseri, tanıdan tedaviye kadar titizlikle yönetilmesi gereken bir süreçtir. Gerek cerrahi yöntemler (Robotik Prostatektomi) gerekse ameliyatsız yöntemler (HIFU) ile başarı oranları oldukça yüksektir. Ancak tedaviden sonraki süreçte hastaların yaşam tarzlarına dikkat etmeleri de nüks riskini azaltmak için önemlidir.

Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek, hayvansal yağ tüketimini azaltmak, düzenli egzersiz yapmak ve sigaradan uzak durmak, sadece prostat kanseri değil, kalp sağlığı için de elzemdir. Özellikle domates (likopen), brokoli, yeşil çay ve nar gibi antioksidan içeriği yüksek gıdaların prostat sağlığını desteklediği bilinmektedir.

Özetle, 50 yaşını geçen her erkeğin (risk grubundaysa 40 yaşından itibaren) yılda bir kez üroloji uzmanına başvurması hayati önem taşır. Unutmayın, prostat kanseri erken yakalandığında tedavi edilebilir bir hastalıktır; korkulması gereken hastalık değil, geç kalmaktır. Teknolojinin sunduğu PSA taramaları, Multiparametrik MR, Füzyon Biyopsi, Robotik Cerrahi ve HIFU gibi imkanlar sayesinde, erkekler bu süreci en az hasarla atlatabilmektedir. Sağlığınızı ertelemeyin, kontrollerinizi zamanında yaptırın.

Sıkça Sorulan Sorular

Hastalık erken evrede genellikle belirti vermez. İlerleyen dönemlerde sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma, kesik kesik idrar yapma, idrarda veya menide kan görülmesi gibi şikayetler ortaya çıkabilir.

Hayır. PSA değerinin yüksek olması prostat enfeksiyonu (prostatit) veya iyi huylu prostat büyümesi (BPH) kaynaklı da olabilir. Kesin tanı için MR ve biyopsi gereklidir.

Hayır, bitirmez. Özellikle Robotik Cerrahi ve HIFU gibi sinir koruyucu modern yöntemler sayesinde, sertleşmeyi sağlayan sinirler korunarak cinsel fonksiyonların devamlılığı sağlanır.

Evet. Prostatın tamamının alınmasına gerek duyulmayan uygun hastalarda, Robotik HIFU (yüksek yoğunluklu odaklanmış ultrason) yöntemi ile kesisiz ve ameliyatsız tedavi mümkündür.

Evet, genetik faktörler önemli rol oynar. Babasında veya erkek kardeşinde prostat kanseri öyküsü bulunan erkeklerde hastalığa yakalanma riski, diğer erkeklere oranla daha yüksektir.